“Türkiye’de siyaset farklı bir kimliğe bürünürken, Kahramanmaraş’ın bundan geri kalması mümkün olur mu?”

Böyle bir soru size yöneltilse elbette iki seçeneğiniz var:

A. Geri kalması elbette olmazdı.

B. Evet, geri kalması mümkün olur.

Peki, “Siz yukarıdaki seçeneklerden A’yı mı, B’yi mi tercih edersiniz?” diye bir soru daha eklense, karşılığı ne olurdu?

İşte bunun cevabı bir kenarda dursun, şimdilik…

**

Geçen hafta içinde bizim için önemli bir gün vardı:

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü.

Günün nasıl doğduğunu anlatmayalım da, merak edenler internet marifetiyle bu bilgiye geniş şekilde ulaşsınlar.

Tıpkı öğretmenler günü, hemşireler günü, idareciler günü, sevgililer günü, anneler günü gibi bizim de bir günümüz var:

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü geçen hafta içindeydi.

Yereldeki devletin en üst zirvesinden, sivil toplum kuruluşuna kadar herkes güne bir katkı sağladı.

Ziyaretler gerçekleştirildi.

“Çam sakızı çoban armağanı” hediyeler sunuldu.

Yemekler verildi.

Gün o kadar kısaydı ki, kimi etkinlikler 11 ve 12 Ocak tarihlerine kaldı.

Geçen yıllara göre, bu yıl basının daha çok önemsendiğini gördüm.

Mutlu oldum.

**

Cumartesi günü MADO Evindeyiz.

AK Parti İl Başkanı Fatih M. Erkoç’un ev sahipliğinde bir akşam yemeği veriliyor.

AK Parti TBMM Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Milletvekilleri Yıldırım M. Ramazanoğlu ve Sıtkı Güvenç, İl Genel Meclisi Başkanı Mustafa Özsoy, Merkez İlçe Başkanı Necati Okay da ordaydı.

Hatta bazı ilçe belediye başkanları, milletvekili adayları, ilçe başkanları, il ve ilçe yönetim kurulu üyeleri de vardı.

Ama gün bizim olduğu için, biz daha çoğunluktaydık.

Hoş bir akşam oldu.

Sayın Ünal’ın hitabeti ve sorunlara çözümcü yaklaşımı karşısında etkilenmediğimi söylesem, yalan olur. Kendimi inkar etmiş olurum.

Özellikle yerel basının sorunlarını çözmek için hazır olduğunu ifade etmesi, yıllardır bir kenara itilen bizleri sevindirdi.

En azından ben öyle düşünüyorum.

Yerel basının sorununu sadece “görüşülmeden, danışılmadan yayınlanan reklamların faturasının tahsilatı”  ya da siyasetçilerin kutlama ilanı vermemesi olarak görmek doğru bir yaklaşım değil.

Canları istediği zaman, kandillerde-bayramlarda gazete çıkaranların sorunları bu olabilir.

Ama basının ağır yükünü taşıyan günlük gazetelerin sorunlarını da sadece resmi ilan olarak görmek te doğru yaklaşım değildir.

Sorun çok.

Anlattık, dilimiz döndüğünce.

Sorunlar ve çözümler konusunda bir rapor sunmayı önerdik, Sayın Ünal kabul etti.

Söz konusu raporu hazırlayıp, Sayın Ünal’a sunacağız.

**

“Türkiye’de siyaset farklı bir kimliğe bürünürken, Kahramanmaraş’ın bundan geri kalması mümkün olur mu?”

Geri kalması elbette olmazdı” ağırlıkta geliyor.

**

Geçen yıl bir toplantı vesilesi ile bir araya geldiğimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’na dilimizin döndüğü kadarı ile sorunları anlatmıştık.

Birkaç hafta önce de Sayın Yıldırım M. Ramazaoğlu ile yerel basının sorunlarını görüştük. Çözümü konusunda ılımlı yaklaştı.

Sayın Durdu Özbolat da, gazete ve televizyon yayıncılığı ile girdiği dünyamızda bizim sorunlarımızı çok daha iyi anladı. Ki, bir yazımıza da konu olan “eşekten düşenin halini eşekten düşen bilir..” yaklaşımı çok manidardı.

Belki hala gazetecileri ‘kandil’ gazetecileri, ‘koçancı’, ‘çantacı’, ‘iş takipçisi’ olarak gören siyasetçiler vardır.

Olacaktır da. Haklılar çünkü.

Elmalarla armutlar elbette karışmaz.

Gazetecilik kimine göre meslek, kimine göre kimlik, kimine göre de zırh…

Mesleği gazeteci olanlarla, kimliği ve zırhı gazeteci olanları ayırt etmek lazım.

**

Sayın Mahir Ünal’ın cümleleri dikkatli seçmesi, espri ile karışık sert uyarıları, orada bulunan bütün ‘gazetecilerin’ bir şeyler söylemesini istemesi, söylenen her sözü çok dikkatle dinlemesi geleceğimiz açısından umut verdi.

Bir çalıştay konusu gündeme geldi, basının sorunları ile ilgili olarak.

Toplumun sesi, gözü, kulağı olan biz gazetecilerin bu kadar önemsenmeye başlaması sevindirici elbette.

Ama bunu bir fırsat bilip, sorunlarımızın çözümüne kaktı vermeliyiz.

Ardahan’daki, , Hakkari’deki, Muğla’daki, Edirne’deki, Antalya’daki… Kısacası 81 ilimizdeki yerel basının sorunu üç aşağı-beş yukarı aynıdır.

Kendi sorunumuzu onların sorunu değil, onların sorununu kendi sorunumuz gibi görmeliyiz.

Eğer bu fırsatı da kaçırırsak (ki, buradaki meslektaşlarımızın bir araya gelememe hastalığı nedeniyle öyle görünüyor) bir yüz yıl daha bekleriz, sorunların çözümü için…

Tabii o güne kadar da yok olup gitmez isek..

**

Siyaset farklılaşıyor.

İktidar toplumun her kesiminin sorununu çözmek için gayret gösteriyor.

Peki, biz ne yapıyoruz?

“Kişisel sorunlarımızı ön plana çıkartarak mevcut sorunları çözümlenemez hale getirmek için gayret gösteriyoruz.”

Sanırım bu teşhisimde yanılmıyorum.

Ama yine de şunu söylüyorum: “Zaman her şeyin ilacıdır”