Sevgili okuyucular; Memleketin bu kadar sorunu olması bizleri çok üzmektedir.
Elimde ne bir sihirli değnek ne istihbarat bilgileri var, ne gizli belgeler, ne emperyalist güçlerin yaptığı Orta Doğu stratejik planları.
Her türlü “fitne” oyunlara karşı yıllardan beri bu ülkede barış istedik; kan dökülmesin, bölünmeyelim, işkence, faili meçhul cinayet, şiddet, insan hakları ihlalleri olmasın dedik ama artık gelinen noktada bunlar birer temenniden ibaret kaldı.
Barış görüşmeleri deniyor; kısa bir süre önce Oslo’da PKK ile görüştüğü için hapse atılmak istenen MİT Müsteşarı bu kez aynı görüşmeyi resmen yapıyor.
Kutuplaşmış Türkiye’de herkes birbirine küfür ediyor; birbirini vatan hainliğiyle suçluyor. Suçlayanda, suçlananda kardeş ise neden bu kavga…
İmralı-Kandil derken gözler birden Paris’e çevriliyor. Çünkü bunca siyasi depremin ortasında bir de Fransa’da PKK’lı üç yönetici infaz ediliyor, depremin şiddeti büyüyor.
Ne bu şimdi, Paris’te, casusluk romanlarını hatırlatacak profesyonellikte işlenmiş cinayetlerin haberi geliyor. Üç kadın infaz ediliyor...
Ne oluyor; kim yapıyor, niçin yapıyor; anlamak mümkün değil. En azından benim için.
Yazılı ve görsel medya da herkes ötekine sövüyor.
Haberlerin, yazıların altına yazılan yorumlarda vatandaş da biri diğerine etmedik küfür bırakmıyor.
Bu kavga, nefret, şiddet sarmalından yaka silken okurlar da bana mesaj yazıp, ne kadar bunaldıklarını anlatıyorlar.
Haklılar; gerçekten insanın içine fenalık basıyor.
Ama yine de ben “Hayat kendini düzeltir!” demekten vazgeçmiyorum; “Umutsuz yaşanmıyor!” diyorum.
Elimden ancak bu geliyor.
Ama emperyalist güçlerin planları doğrultusunda devam eden “Arap baharının ayakları altından kayıp giden kum fırtınası “bize doğru gelmekte. Bu kum fırtınası ülkemize girmeden önlenmelidir. Yoksa yazık olur güzelim memlekete!