Atalar boşa laf etmemiş.

Bunlardan biri de ‘ateş olmayan yerden duman çıkmaz...’ sözü.

Kaç bin yıllık bir söz bilinmez ama bu söz günümüzde de çoğu zaman kullanılabilirliğe sahiptir.

“Bir olayın gerçekten meydana gelip gelmediğini anlamak için, gizli kalamayan belirtisine bakmak gerekir. Bu belirti varsa olayda var demektir.”

**

Birkaç soru soruyorsunuz, ortalık Kelali’nin bağına dönüyor.

Sonra herkes bir şeyler söylüyor.

Aklı yeten de konuşuyor, aklı ermeyen de.

Sorunun muhatabı olsun olmasın herkes bir şeyler söyleyemeye çalışıyor.

“Öyle değil böyle…” diyorlar.

Demek ki, bir şeyler var ki ‘öyle değil, böyle…’ ye sığınıyorlar.

Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış, sözünün bir kez daha gerçek olduğunu anlıyoruz o zaman.

**

Bir de kavram kargaşası yaşıyoruz toplum olarak.

Soru ve iddia iki ayrı kavramdır.

Türk Dil Kurumu, soru ve iddia sözcüklerini şöyle açıklıyor:

“soru

isim

1. isim Bir şey öğrenmek için birine yöneltilen ve karşılık gerektiren söz veya yazı, sual

2. Bir öğrenciye sınavda yöneltilen söz veya yazı, sual”

“iddia

isim, hukuk (iddia:) Arapça

1. isim, hukuk Sav

2. Kendinde olmayan bir yeteneği, bir durumu varmış gibi gösterme”

**

Durum bu.

Soru ayrı, iddia ayrıdır.

Sorulan soruları, kamuoyuna iddiaymış gibi yansıtmak ve öyle bir algı oluşturmaya çalışmak abesle iştigaldir.

Eğer sorulan sorulara verilebilecek bir cevap var ise, sorunun muhatabı ya da muhatapları çıkar cevap verir ve böylece o sorular da cevabını bulur.

Yok eğer, sorulan soruları ‘iddia’ olarak algılayıp farklı formatlara girilirse o da bir algılama eksikliğidir.

Kavramları birbirine karıştırmamak gerekir.

**

Soru örnekleri:

“Adınız – soyadınız nedir?”

“Nerede doğdunuz?”

“Anneniz babanız sağ mıdır?”

“Hangi takımı tutuyorsunuz?”

“Hayatınızda hiç yöneticilik yaptınız mı?”

“İşleriniz nasıl gidiyor?”

“Son günlerde ne iş yapıyorsunuz?”

“Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Bu sorulara elbette, sorulan insan tarafından cevap verilir.

**

İddia örnekleri:

“Adınız Abuzzittin, soyadınız Zurnanınzırtdeliği’dir”

“Siz mağarada doğdunuz!”

 “Hayatınızda hiç yöneticilik yapmadınız!

“Sizin şu kadar borcunuz var…”

Bu iddiaları çoğaltmak mümkündür.

Ama bu iddiaları ortaya atanların, bunu belgeleri ile ispatlaması gerekir.

Yani adınızın Abuzittin, soyadınızın Zurnanınzırtdeliği olduğunu ortaya atanların bunu nüfus ve ikamet kayıt belgeleri ile ispatlaması gerekir. Ya da siz Abuzittin soyadınız da Zurnanınzırtdeliği değilse, bu iddiaları çürütecek belgeleri ortaya koyarsınız.

Sizin mağarada doğduğunuzu iddia edenin, mağarada doğduğunuzu ispatla yükümlü olduğu bir gerçektir.

**

Neyse gelelim mercimeği fırına verme hikâyesine:

Kaynak: Selim Güdüzalp / Deyimler ve Öyküleri

“Orta Anadolu’nun hemen her şehir ve kasabasında mahalle fırınları vardır. Evlerde, dört kulplu büyük teknelerle hamurlar yoğrulur. Her evin nüfusuna göre haftalık ekmek yapılır.

Akşam olunca bu fırınlara evlerden çömlekler, büyük tencereler, güveçler ve benzeri kaplar içinde, keşkek, işkembe, paça, nohutlu et, mercimekli et gibi pişmeleri uzun süren ve kuvvetli ateş isteyen yiyecekler gönderilir ve sabaha kadar güzelce pişerdi.

Sabahleyin herkes fırına koşar, akşamdan koyduğu keşkeği veya etli mercimeği alıp sofrasına getirirdi.

Mahallenin birisinde genç bir kız, komşularından güzel bir delikanlıya âşık olmuş. Delikanlı da kıza tutukmuş. Fakat muhit küçük, etraf dedikoducu olduğundan bir türlü buluşup konuşamazlarmış. ‘Fırına keşkek, paça veya mercimek koyalım’ diye her gün akşamüzeri kızcağız anasına yalvarırmış. Anasının gönlünü edince, mercimek çömleğini kaptığı gibi akşamın alacakaranlığında evden çıkar, tenha bir köşede kendisini bekleyen oğlanla buluşup, hasret giderirmiş.

Bir akşamüstü iki âşık o kadar muhabbete dalmışlar ki, mercimek çömleğini kızın omzundan alan delikanlı, kızla beraber fırının kapısına kadar gelmiş. İçerideki kadınlar görüp gülüşmüşler ve ertesi gün dedikodu almış yürümüş:

- Ahmet Efendi’nin Zeynep ile Hasan Ağa’nın Kâmil dün akşamüstü mercimeği fırına vermişler.

Mercimeği Fırına Vermek deyimi, gizlice anlaşıp evlenmek manasında kullanılır.”