google-site-verification: googlea7c4f05a10078e93.html

Doğan: Başkanlık Sistemi Şart!

Ak Parti MKYK Üyesi Av. Metin Doğan, Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi ile ilgili yaptığı açıklamasında, bunun bir rejim değişikliği olmadığını, sadece sistem değişikliği olduğunu ifade ederek; “Ak Parti kadrolar olarak, Anayasanın ilk 4 maddesinde yer alan kavramlarla ilgili sıkıntımız asla söz konusu değildir. Başkanlık sisteminde tam anlamıyla demokrasiyi yaşayacağız” dedi.

Doğan: Başkanlık Sistemi Şart!
 AK Parti MKYK Üyesi Av. Metin Doğan, yeni anayasa ve başkanlık sistemi ile ilgili açıklamalarda bulunurken, Kahramanmaraş için yapılacak yeni çalıştayların da müjdesini verdi.

Doğan, gazetemize yaptığı açıklamasında, Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi ile merak konusu olan soruları cevaplandırdı.

Türkiye’nin 1982 Anayasası ile artık idare edilemez hale geldiğini söyleyen Doğan; “1982 Anayasası bilindiği üzere 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra adeta askerlerin öncülüğünde sipariş üzerine hazırlatılmış bir anayasadır. Yani darbe anayasasıdır. Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap vermekten çok uzak, Türkiye’nin ulaşmaya çalıştığı çağdaş hedeflerine de erişebilmesi için gerekli vasıtaları içermemektedir.

82 Anayasası, o dönemin şartları içerisinde bürokrasiyi ve Cumhurbaşkanlığı makamını güçlendiren bir anlayışla kaleme alınmıştır. Çünkü Kenan Evren, kendisi ihtilalden sonrada Cumhurbaşkanı olarak devam etmek istediğinden dolayı Cumhurbaşkanlığı makamını güçlendirmeyi o günün şartlarında kendisi açısından doğru bulmuştur. Bir de; halkın iradesiyle seçilen parlamentonun ve hükümetin yanlış yapma ihtimali düşüncesiyle cumhurbaşkanlığı makamının bütün hepsinin üzerinde bir koordinasyon görevi görmesi amaçlanmıştır.

Yine 82 Anayasası, aslında bu ilk dört madde “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diyen dört maddenin de çoğunluğunun yazılımı 82 Anayasası ile birliktedir. 61 Anayasasında ve 24 Anayasasında bu maddelerin çoğunu görememekteyiz. Dolayısı ile bu anayasa ile ilgili 4 maddeye dokunulmaması ile ilgili Türkiye Cumhuriyetini kurucu iradenin bir iradesi olduğuna dair açıklamalarda doğru değildir.

ANAYASANIN İLK DÖRT MADDESİYLE ASLA SKINITIMIZ YOK

Doğrusu bizim Ak Parti olarak Anayasanın ilk 4 maddesinde yer alan kavramlarla ilgili sıkıntımız asla söz konusu değildir. Bize göre de Türkiye’nin Cumhuriyet şeklinde yürütülmesi ve Cumhuriyet iradesinin Türkiye’de devam etmesi gerektiğine bütün Ak Parti kadroları tam olarak inanmıştır.

Yine resmi dilin Türkçe olması, Bayrağımızın rengi kırmızı ay yıldızlı, boyutu vs. bunlarla ilgili tüm Türkiye tabanında olduğu gibi AK Parti tabanında da, yönetici kadrolarında da tam bir inanç vardır. Başkentin Ankara olması ile ilgili de bir sıkıntımız yoktur. Sadece; belki daha sarih bir şekilde ifade etmek için o maddelerin yeniden kaleme alınması ve bir anlamda da daha güçlü vurgulanması söz konusu olabilir.

Demokrasilerde “hiçbir şey değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kavramı içerisinde mütalaa edilemez. Demokrasiler, halkın isteklerine ve arzularına göre oluşmuş yönetim şekilleridir. Eğer halk, başka bir hususu arzuluyorsa, onun önüne de set çekerek, halkın hiç bir şeyi bilmediği, adeta elitist aydın mantığıyla halkın yönlendirilmesi gerektiği bir anlayışta söz konusu olamaz.

82 Anayasası, çok sayıda bürokratik kurumu da anayasaya koymuş ve 6. Madde ile de aslında Türkiye’nin bir demokratik cumhuriyetten ziyade bürokratik cumhuriyet olmasını arzuladığını ifade etmiştir. Nedir 6. Madde? 6. Maddede derki; ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet bu egemenliğini anayasada sayılan organlar aracılığıyla kullanır.’ Hal bu ki; çağdaş demokrasilerde ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet bu egemenliğini kendi iradesiyle seçtiği organlar aracılığıyla kullanır” der. Diğer bütün egemenliği kullanan araçlar, meşruiyetini halktan alan otoriteye bağlıdır. Ama bizde Milli Güvenlik Kurulu egemenliği kullanan kuruluşlardan biridir. Sayıştay, danıştay, Yargıtay, askeri yüksek idare mahkemesi, YÖK, hepsi anayasada sayılan kurumlar olduğu için bir anlamda egemenliği kullanan kurumlar olarak nitelendirilmiştir. Bu gün Türkiye’deki sistem krizinin altında yatan en önemli sebeplerden bir tanesi de budur.

PARLAMENTER SİSTEM ACI HATIRLARLA DOLU

Türkiye, 1876’dan bu yana parlamenter sistem tecrübesini yaşamıştır ama bu tecrübe acı hatırlarla doludur. 1876’daki Anayasa Kanuni Esasi bir padişah fermanı idi. Sonra 19087’de tekrar İttihat ve terakki tarafından yürürlüğe konuldu ve 2. Meclisi Mebusan açıldı. 2. Meclisi Mebusanın açılışında söylenen marşa baktığımızda aslında Türkiye’nin tüm serüveninde görmüş oluyoruz.  Açılışta söylenen Mebusan Meclisi Marşında, Enver Paşa’ya o dönemin diğer askerlerine övgüler vardır. Enver Paşa o dönem Harbiye Nazırıdır, yani bu gün hem genelkurmay başkanı hem milli savunma bakanı konumunda olan kişidir. Bir anlamda meclis Enver Paşa’nın vesayeti altında açılmıştır. Askeri vesayet ta o günlerden itibaren başlamıştır.

Daha sonraki dönemde 1924’ten itibaren meclisteki ikili gruplara da müsaade edilmemiş ve tamamen tek parti, tek grup iradesi hakim olmuş ve 1950’lere gelinceye kadar da bir tek parti tecrübesi yaşanmış. Bunun da parlamenter sistem içerisinde mütalaa edilmesi mümkün değil.

1950 ile 1960 arası tek parti iradesinin bütün bürokratik alışkanlıklarına vesayet etme iradesine rağmen o dönemde bir on yıllık süreç yaşanmış ama burada da 60 ihtilali yapılmış, 61’de Başbakan Adnan Menderes’i, Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı ve Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu idam sehpasına gönderen acı bir tecrübe vardır.

Yine Talat Aydemir ve arkadaşlarının 70 yıllarda darbe girişimi, arkasından 71 ve 73 muhtıraları, sonrasında 70’li yıllarla 80’li yıllar arasında oluk oluk akan kandan sonra 80 ihtilali ve ihtilalle birlikte siyasetçilerin tutuklanarak Zincirbozan’a gönderilmesi, Yassı Ada’nın yerini başka yerin alması, Sincan’da, Mamak’ta, Ümraniye’de, Bayram Paşa’da ve birçok cezaevinde solculara sağcılara uygulanan acı hatıralarla dolu bir tecrübeden bahsediyoruz.

Daha sonra Rahmetli Turgut Özal döneminde kısmi bir rahatlama olmuştur.  Yine 90’la 2002 arasında hem iki tane ekonomik krizin olduğu hem 28 Şubat’ta post modern darbe ile karşı karşıya kaldığımız bir süreçten bahsediyoruz. Ve koalisyonlarla geçen o 90’lı 2000’li yıllar arasında da çok ciddi bir siyasi ve ekonomik krizlerin oluştuğu bir tecrübeden bahsediyoruz.

BU SİSTEM ARTIK TÜRKİYE’NİN İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREMEZ HALE GELDİ

Dolayısı ile bütün bu tecrübemiz acı hatıralarla dolu. Parlamenter sistem birçok dönemde kesintiye uğradığı için bizde bir kültürde oluşturmamış. Bir demokrasi kültürü yerleşmemiş. Bu nedenle Türkiye’de artık bu sistem işlevsiz hale gelmiş, Türkiye’nin artık ihtiyaçlarına cevap vermekten çok çok uzaklara düşmüş.  

İKİ BAŞLI BİR YÖNETİMDEN VAZGEÇİLMELİ

Bir başka husus, 82 Anayasası biraz öncede belirttiğim gibi parlamenter sistemde olmaması gerektiği şekilde Cumhurbaşkanını konumlandırdığı ve onu yetkilendirdiği içinde sistemin işlemesinde ciddi sıkıntılar oluşmuştur. Şimdi buna bir de 2007 Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi anayasaya konulmuş, sonra 10 Ağustos 2014 yılında da cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmiştir. Bizim anayasamızda iki başlı bir yürütme zaten vardı, ama bir tanesi parlamento tarafından seçiliyordu ve o meşruiyetini halktan alan bir organ tarafından seçildiği için çok ciddi krizler oluşmayabiliyordu. Ama şimdi cumhurbaşkanı da halk tarafından seçiliyor, anayasada çok yetkileri var, mecliste ve onun içinden çıkan yürütmede hükümette halk tarafından seçiliyor ve onunda çok geniş yetkileri var. Her ikisinin yetkileri de farklı alana hitap eden durumlar değil. Hepsi iç içe geçmiş bir birine rakip, bir birini tamamlayan yetkilerden bahsediyoruz.

SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ ŞART!

Dolayısı ile bu gün bunun büyük bir sistem krizine dönüşmemesini iyi okumak lazım. Bugün Abdullah Gül ile Recep Tayyip Erdoğan uyumu, Ahmet Davutoğlu ile Recep Tayyip Erdoğan uyumu olamasaydı, birlikte kader birliği yapmış, aynı siyasi gelenekten gelen, aynı partiden gelen insanların olduğu bir idare olmasaydı, farklı bir siyasi görüşten kişiler olsalardı çok ciddi sistem krizini yaşayacaktık. Öyleyse bu sorunu önleyecek bir yöntem olmalı. Bunun da yöntemi Türkiye’de zaten işlemeyen ve 7 Haziran ve 1 Kasım arasında da aslında artık koalisyonların bile kurulmasının imkânsız hale geldiği gözlendiği için bu parlamenter sistemden vazgeçmemiz gerekiyor. 

Türkiye’nin, yeni ve daha hızlı karar alabilecek, daha rantabl, daha hızlı Türkiye’nin kalkınmasına hizmet edecek, Türkiye’nin sorunlarını çözmede daha aktif rol alacak bir sistem değişikliğine gitmek gerekiyor.

CUMHURİYETİN YEGÂNE ŞARTI PARLAMENTER SİSTEM DEĞİLDİR

Dünyada sistemler bellidir. Şu anda demokratik ülkelerde uygulanan 3 sistem vardır. Bir tanesi parlamenter sistem, bir diğeri yarı başkanlık sistemi, bir diğeri de başkanlık sistemidir. Almanya’nın Fransa’dan ya da Amerika’dan daha demokratik olduğunu söylemek mümkün mü? Değil. Üçü de demokrasiyi uygulayan ama farklı sistemlerde olan ülkelerdir.

Dolayısı ile birilerinin başkanlık sistemini totaliterlik gibi göstererek, sadece parlamenter sistemle demokrasi olabileceği yönündeki veya cumhuriyetin yegâne şartının parlamenter sistem olacağı şeklindeki itibar etmemek gerekiyor.

BAŞKANLIK SİSTEMİ MİLLETİMİZİN DÜŞÜNCE YAPISINA UYGUN

Bizde Türkiye’de bu üç demokratik sistemden birisi olan başkanlık sisteminin, Türkiye’nin tarihi geçmişine, dokusuna, milletimizin alışkanlıklarına, düşünce yapısına daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de yeni anayasanın da zaten artık yadsınamaz bir ihtiyaç olduğu, ekmek, su, hava kadar bu topluma gerekli bir nesne olduğundan toplumun tüm kesimleri müttefik.

YENİ BİR ANAYASAYI BÜTÜN PARTİLER İSTİYOR

Bu gün CHP yöneticileri de oy veren seçmende, MHP yöneticileri de oy veren seçmende, hatta HDP ve onların avaneleri de Türkiye’de yeni bir anayasanın yazılması gerektiğini söylüyorlar.

Peki niye? Çünkü 82 anayasasından bu güne kadar o kadar çok değişiklik olmuş ki o değişiklikler anayasanın kendi sistematiğini de bozmuş. Kurgusu kaybolmuş, omurga sistemi kaybolmuş. Bu durumda da devletin çeşitli organlarında rahatsızlıklar, felçler meydan gelmeye başlamış. Bu sebeple yamalar yapıla yapıla anayasanın ruhu, deseni, kokusu, rengi kaybolmuş.

Bizim artık bu anayasayla değil 2023’e 2017’ye bile gitmemiz imkânsız gibi.

EYALET SİSTEMİ KAYGILARI

Milletimin merak ettiği en önemli nokta ise Ak Parti başkanlık sisteminden ne anlıyor? Buna açıklık getirelim:

Biz başkanlık sistemi ile illerin yönetim sisteminin farklı farklı değerlendirilebileceğini defalarca söyledik.

Örneğin; Almanya’da federal eyaletler vardır. Her eyaletin bir parlamentosu vardır, il genel meclisi gibi ve bir yerel başbakanı vardır, bir de tüm Almanya’yı kapsayan başbakan vardır. Orda sembolikte bir cumhurbaşkanı vardır. Ama Almanya eyaletlerden müteşekkildir. Başbakanlıkla parlamenter sistemle yönetilmektedir.

İsviçre’ye baktığımızda ise; Kantonlara ayrılmıştır. Hiçbir yetkisi olmayan sembolik bir kral vardır. Ülkeyi başbakan yönetmektedir.

Fransa’da ise yarı başkanlık sistemi vardır. Ama üniter yapı vardır.

Amerika’da da başkanlık sistemi vardır, eyaletler vardır.

Yani dolayısı ile “başkanlık sisteminin doğal sonucu eyaletlerdir, eyaletin doğal sonucu başkanlık sistemidir” demek asla doğru değildir.

ÜNİTER YAPIMIZIN ZARAR GÖRMESİNE ASLA MÜSAADE ETMEYİZ

Biz Türkiye’de başkanlık sistemini kurgularken üniter yapının hiçbir şekilde zarar görmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Bu günkü il idaresi sistemi aynen devam edecek.

Zaten TBMM gazi meclisidir. Hiçbir ülkenin meclisi yoktur ki Kurtuluş Savaşını yürütsün, devletin bağımsızlığını kazansın. Biz böyle bir meclisten bahsediyoruz ve bu meclisi de ilelebet yaşatmak istiyoruz.

Bizde tekli parlamento sistemi olacak. Yani Amerika’daki gibi bir senato, bir de temsilciler meclisi olmayacak. Tek parlamento olacak ve yasamayı yine bu parlamento yürütecek. Bu parlamentoda Gazi meclisi olan TBMM olacak.

Bizim başkalık sistemimizde, meclis aynen kalacak ve il idaresi sisteminde de hiçbir değişiklik olmayacak.

Dolayısı ile eyaletlere ayrılma durumu gibi bir şey asla söz konusu değil.

Tabi milletimizin kaygıları haklı.  Türkiye gibi belli bölgelerde homojen bir demografik yapının olduğu yerlerde eyalet sisteminin defakto özerkliği getireceği ve bunun da zamanla bağımsızlığı dönüşebileceği hayatın bir sosyolojik gerçeği. Dolayısı ile bizim bunu bile bile böyle bir duruma yol açabilecek bir anlayışa müsaade etmemiz mümkün değil.

Ak parti kadroları olarak zaten bizim 4 ilkemiz vardır, bunu da bizim Rabia’mız olarak ilan her yerde ilan etmiş durumdayız.

Ne diyoruz? TEK DEVLET. TEK VATAN. TEK MİLLET. TEK BAYRAK.

Bizim başkanlık sistemimizde bu 4 ilke üzerine kurulmuş olacak. Bizim Rabia’mızla anayasanın ilk dört maddesi aşağı yukarı birbiriyle uyuşan bir yapıya sahip.

Bizim başkanlık sistemimizde birincisi; eyaletler olmayacak, ikincisi; İl idaresi sistemi aynen devam edecek, üçüncüsü; tek parlamento olacak, Dördüncüsü; bu tek parlamento gazi meclisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi olacak.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin en keskin uygulandığı sistemdir başkanlık sistemi. Kuvvetler nedir; yasam, yürütme, yargı. Şimdi bu sistemde, yasama ile yürütme iç içe geçmiş durumda. Bir iktidar partisinin, hele tek başına iktidar olmuşsa genel başkanı, hem başbakandır hem de iktidar grubunun,  parlamentonun çoğunluğunu teşkil eden grubunda grup başkanıdır. O yasama meclisinin başbakandan, hükümetten ayrı düşünebilmesi, hükümetin istediğinin dışında bir kanun yapması eşyanın tabiatına aykırı. Denetim görevini de oradaki her milletvekili bir gün hükümet üyesi olabileceğini düşündüğü ve bakanlık özlemi ile hayali ile orada bulunduğu için denetim görevini de yeterince yerine getiremeyecek.

Başkanlık sisteminde başkan, tamamen yasama organından ayrı, bağımsız bir şekilde seçilecek. Yani bu iktidar partisinin genel başkanı veya parlamentodaki büyük grubun genel başkanı olabileceği gibi hiç alakasız biri de olabilir. Yani Amerika’ya baktığımızda; film yıldızı Ronald Reagan başkan olmuştur. Yine Baba Bush, Oğul Bush valilikten gelen başkanlardı. Bakıyorsunuz Barack Obama’da tamamen avukat, hukuk davalarında geniş kesimlerin haklarını savunarak, o şekilde gönül kazanmış, ünlü oluşlar, sonra da senatör olmuş ve senatörlükten de başkan olmuş.

Dolayısı ile illa cumhuriyetçi partisinin genel başkanı veya demokrat partin genel başkanı, başkan olmuyor. Yani halk içinde ön plana çıkan, halkın sevgilisi haline gelen biri de başkan olabilir. Başkan olunca, başkan kendi bakanlarını atıyor ve yetki aldığı süre içerisinde bu çerçevede görevini ifa ediyor, tüm idari sistemi başkan ve beraberinde seçilen başkan yardımcıları ve bakanları kontrol ediyorlar.

HALKIN KAYGILARI SONA ERECEK

Başkanlık sistemi, koalisyon krizlerini sona erdiriyor, yönetim krizlerini sona erdiriyor. Halkın, 4 yıl sonraki yapılacak seçimlerde “acaba A partisi tek başına iktidara gelecek mi gelemeyecek mi kaygılarını” sona erdiriyor. Hal böyle olunca, adam yatırım yaparken herhangi bir şekilde kaynak oluştururken yarını görme noktasında her hangi bir sıkıntı yaşamıyor.

Bizim bu orta gelir tuzağından da kurtulmamız için yeni bir felsefeye, yeni bir anlayışa, yeniden bir kurguya ihtiyacımız var. Bu anlayışı, bu felsefeyi bu kuğuyu da ancak sistemi değiştirerek, başbakanlık sistemine geçerek oluşturabiliriz.

Hani bazıları diyor ya “Parlamenter sistemde tecrübe oluştu. Bu sistemi rehabilite ederek yolumuza devam etsek” diye. Şimdi, öyle bir yapıdan bahsediyoruz ki; yapı hep sakatlıklarla dolu ve geçmiş tarihinde de hep bir vesayet üzerinden hareket etmiş. Şimdi biz, parlamenter sistemin Almanya’daki hükümleri getirdin, koydun, böyle devam edelim dedin. Ne olur biliyor musunuz? Yine bir zayıf anda o geçmişte vesayet etmiş kurumlar alışkanlıklarını hatırlarlar ve tekrar milli iradeyi boyunduruk altına almaya çalışırlar. Ama sistemi değiştirdiğiniz, yeniden dizayn ettiğiniz zaman, o vesayet odaklarını da ortadan kaldıracağınız için bu sefer yeni bir vasi anlayışı da doğmamış olacaktır.

Başkanlık siteminde parlamento ayrı bir seçimle seçilir. Yani partiler yine seçime girer yarışırlar ve milletvekilleri seçilir. Bu milletvekilleri yürütmeden tamamen bağımsız oldukları için hem yasama faaliyetlerinde özgür hareket ederler, hem de yürütmenin denetiminde çok daha rahat bir denetim ortaya koyacakları için sistemin millete hesap verebilirliği de daha üst seviyeye çıkar.

PARALEL BİR YAPILANMANIN ÖNÜ KESİLECEK

Yine yargının üst organlarının oluşumunda, başkanın iradesiyle parlamentonun iradesi birleşeceği için yargı da kapalı devre sistemden çıkar ve orda da zaman zaman ergenokon vari yapıların, zaman zaman paralel yapıların yargıyı ele geçirmesinin de yolu tamamen kapanmış olur.

Tam anlamıyla, bir güçler ayrılığının, tam anlamıyla bir demokratik sistemin yerleşebilmesi için başkanlık sisteminin, olmazsa olmaz, olduğunu düşünüyoruz.

Başkanlık sisteminin, bir otograsiye dönüşeceğini, bir zorba yapıya dönüşeceğini, diktatörlüğe dönüşeceğini söyleyenler var. 

ÇOK PARTİLİ SİSTEMİ KORUYACAĞIZ

Biz kesinlikle üç şeyi muhafaza edeceğiz; 1- Seçimlerin dönemselliğini muhafaza etmek istiyoruz. Hem Başkanlık için hem de parlamento için. Halk zamanında sandığa gidecek. 2- Serbest seçimler. Yani, Türkiye bütün acı tecrübelerine rağmen, demokratik, serbest seçimi yapmayı öğrenmiş ender ülkelerden biridir. Türkiye’de bütün manipülasyonlara rağmen halk gider, oyunu kullanır ve müthişte bir sezgi ile oyunu kullanır ve iradesini ortaya koyar. Bu serbest ve demokratik seçimlerden asla taviz vermeyeceğiz. 3- Türkiye’de çok partili siyasi hayatı muhafaza edeceğiz.

Bunun üçünün olduğu ülkelerde asla bir diktatörlük oluşmaz. Başkanlık sistemi tam anlamı ile demokrasidir.

KAHRAMANMARAŞ DEMOKRATİK TEMSİLDE ZİRVEYE ULAŞTI

Geçtiğimiz günlerde yapılan Ulaşım çalıştayı hakkında da bilgiler veren Doğan, Kahramanmaraş’ın temsil noktasında zirveye ulaştığını ifade ederek şunları söyledi: “1 Kasım seçimleriyle ve onunda öncesinde 12 Eylül 2015 tarihinde AK Parti kongresiyle Kahramanmaraş tarihinde olmadığı kadar çok büyük bir siyasi temsile kavuştu.

12 Eylül kongresinde hem Milletvekilimiz Sayın Av. Veysi Kaynak Ak Parti Merkez Disiplin Kuruluna seçildi, bende Ak Partinin en yüksek karar mekanizması olan Merkez Karar Yürütme Kurulu’na seçildim.

1 Kasım seçimlerinden sonra da daha önce Grup Başkanvekilimiz olan, onun öncesinde de AK Parti MKYK’da yer alan ve Türk Siyasetinin parlayan yıldızlarından, Türk siyasetinde karar vericilerden birisi olan Sayın Mahir Ünal, yeni Hükümette de Kültür ve Turizm Bakanı oldu. Böylelikle Kahramanmaraş’ın demokratik temsili daha da artmış oldu. Yine Milletvekilimiz Sayın Celalettin Güvenç’in İçişleri Komisyonu Başkanı olmasıyla birlikte de bu temsil adeta zirveye ulaştı.

Bu yeni dönemde Kahramanmaraş’ımızın eksikliklerini ve ihtiyaçlarını giderme noktasında daha üst bir kararlılık ve irade oluşmuş durumda.

Sayın Bakanımız Mahir Ünal’ın katkı ve öncülüğünde 23 Ocak’ta ilimizde bir ulaşım çalıştayı tertip edildi ve tabi öncelikli olarak ta ulaştırmadan başlanması doğru bir karardı. Bizim hem devam eden hem de eksik olan projelerimize baktığımızda hep ulaştırma bakanlığının yetki alanına giren hususlara gelip dayandığını görüyoruz.

Nedir bunlar; Göksun Kahramanmaraş yolu. Bununla ilgili ciddi ilerlemeler sağlandı ve özelikle Suçatı Hasancıklı köprüsü arasındaki güzergah belirsizliği sona erdi ve orada tünellerin, viyadüklerin ağırlıklı olduğu farklı bir güzerhah belirlenmek suretiyle, altyapı fizibilite çalışmalarına başlanılmış oldu. Çok kısa süre içerisinde bu çalışmalar yol yapımına dönüşecek ve inşallah Suçatı Hasancıklı köprüsü arasındaki yolumuzun da yüksek standartlı duble yol olarak yapımı tamamlanmış olacak.

HAVAALANI SORUNU ÇÖZÜLECEK

Yine en önemli konulardan bir tanesi havaalanı mevzuu idi. Havaalanı ile ilgilide daha hızlı bir çalışma ortaya konuyor. Ulaştırma Bakanlığının, Devlet Hava Meydanları İşletmesi yetilileri şu anda ciddi bir çalışma sergiliyorlar. Bu noktada kısa bir süre içerisinde mevcut havaalanının rehabilitasyonu ya da yeni bir havaalanı inşaası noktasında irade ortaya çıkacak. Bu iradeye müteakiben de zaten büyük oranda finansında ayrıldığı projelerde çizildiği için çok hızlı bir şekilde yeni havaalanı ya da mevcut havalanın rehabilitasyonu, yeni terminal binasının yapılması, yeni pistin inşaası ve buna benzer uçakların rahat inip kalkabileceği elektronik cihazların donanımların sağlanması gibi huşularla birlikte uluslararası uçuşlarında yapılabileceği bir hüviyete kavuşturulacak.

KAHRAMANMARAŞ’TAN HIZLI TRENLE YOLCULUK YAPILACAK

Bir başka husus, hızlı tren mevzu idi. Bu yerel seçimlerden itibaren muhalefetin en fazla kullandığı argümanlardan birisi idi. Ama biz hep söyledik, o tarihten bu yana Kahramanmaraş’a orta vadede çevresindeki diğer şehirlerle birlikte, Gaziantep ya da Adana’nın hemen akabinde hızlı tren sistemine geçilecek. Türkiye’deki hatta dahil olacak ve hızlı trenle Kahramanmaraş’tan yolculuk yapılacak.

Çağlayancerit Gölbaşı arasındaki yolumuzun yapımı ihale edilmişti, çalışmaları devam ediyor. Kahramanmaraş, Türkoğlu, Nurdağ arasındaki yolun standardının yükselmesi yapılması ile ilgili ihaleler yapılmıştı. Bununla ilgili çalışmalarda başladı.

Köprülü kavşaklarımızın hızlandırılması ile ilgili bu ulaştırma çalıştayında Sayın Bakandan ve beraberindeki ulaştırma bakanlığı yetkililerinden talepte bulunuldu. Bira başka ihalesi yapılan ve yapımına başlanan işte Göksun, Afşin, Elbistan yolunun duble yol haline gelmesi idi. Onla ilgili de kar riskinin ortadan kalkmasıyla birlikte de o yolla ilgili de çalışmalara başlanacak. Çünkü ihale süreci bitti, yer teslimi yapıldı, çok kısa süre içerisinde duble yol haline gelmesi sağlanmış olacak.

Bunların haricinde bizim ciddi bir çevre yolu ihtiyacımız var. Bakan beye bu konu arz edildi ve en azında bir proje fizibilite çalışması yapılıyor.

Şehir için trafiğin rahatlatılması yönünde de köprülü kavşakların artırılması anlamında da talepler oldu. Bütün bunlarla ilgili takibimiz ve çalışmalarımız devam edecek.

Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki işlerimizi hem Sayın Bakanımız Mahir Ünal’ın öncülüğünde, Milletvekillerimiz, bizler Büyükşehir Belediye Başkanımız, İlçe Belediye Başkanlarımız, yine il başkanımız burada bütün bu işlerin takibini yapacağız.

2-3 YIL SONRA ULAŞIM SORUNU KONUŞULMAYACAK

Ben, Allah’ın izni ile bu 2-3 yıllık periyotta Sayın Bakanımız ve diğer tüm siyasilerin katkılarıyla Kahramanmaraş’ın yol ve ulaşım problemlerinin tamamen çözüleceğini ve ondan sonra çok daha başka işler konuşuyor olacağımızı ümit ediyorum ve buna da inanıyorum.

AKIN AKIN TURİST GELECEK

Bizim özellikle germenica mozaiklerimizle birlikte Kahramanmaraş’ın çok ciddi Kültür ve Turizm potansiyelinin olduğu bir kez daha ortaya çıkmış oldu. Satın bakanımız, grup başkanvekili olduğu dönemde de bu mozaiklerin bir an önce çıkarılması ve turizme kazandırılıp aktif bir turizm potansiyelinin oluşturulması noktasında, çok ciddi gayretleri vardı. Şimdi de hemen bakan olur olmaz, 7,5 milyon TL gibi çok üst seviyede bir kaynak aktarmak suretiyle, buradaki kamulaştırma ve kazı çalışmalarının hızlandırılması yönünde bir irade ortaya koydu. Bu konuda sayın bakanımızın kararlığı tam ve kendi görev süresi içerisinde inşallah 2019’a kadar devam edecek bu hükümette Açıkhava müzesinin oluşmasını ve buraya akın akın turistlerin gelmesini sağlamayı çok arzu ediyor.

Bunla ilgili de kendisinin tayin edeceği bir tarihte bir Kültür ve Turizm çalıştayı yapılacak. Tüm Kahramanmaraş’ımızı kapsayan diğer tarihi ve kültürel zenginliklerinin gün yüzüne çıkması noktasında çok ciddi bir gayret ve çalışma olacak. Bakanlığın şehrimize verdiği avantajla inşallah Kültür ve Turizm potansiyelini en üst seviyeye çıkaracağız.

Sağlık alanında, iyi bir durumdayız. Bildiğiniz üzere Sağlık Bakanımız, 12 Şubat Kurtuluş Bayramında ilimize gelmişti ve kendisiyle milletvekillerimizle birlikte kendisi ile de bu anlamda konuştuk. Sağlık potansiyelin iyi olduğu kadar aynı zamanda nüfus artışının da hızlı olduğu bir iliz. 

SAĞLIKTA YATIRIMLAR DEVAM EDECEK

Bu nüfus artışı da zorunlu olarak sağlık tesis artışını da birlikte getiriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hem Yörükselim’deki ek binaya yeni bina yapılması, hem kampüs hastanelerine ek tesislerin yapılması noktasında çalışmalarımız var.

Türkoğlu’ndaki hastanemiz ihale edildi ve yer teslimi yapıldı. Çok yakında yapımına başlanacak.

Pazarcık’la ilgili proje çalışmaları tamamlandı. Sayın Bakanımız Mahir Ünal ve Komisyon Başkanımız Sayın Celalettin Güvenç’in diğer milletvekillerimizin de katkı ve destekleriyle Pazarcık Devlet Hastanemizin de bu yıl içerisinde ihalesinin yapılıp inşaatına başlanması yönünde çalışmalar devam ediyor.

Yine Elbistan’da Bölge Hastanemiz, yapımı devam ediyor. Sadece adı ile değil bölgeye hitap edecek hastanemizin hizmete açılışı bu yıl gerçekleştirilecek.

Üniversite hastanemizin de gelişimi çok önemli. Bu konuda basında yer alan çok ciddi haberleri bizlerde takip ediyor ve bu şikayetleri dikkate alıyoruz. Bu huşuların giderilmesi noktasında hem üniversitemiz hem de üst makamlarla çalışmalarımız devam edecek.”

 

 

Güncelleme Tarihi: 27 Şubat 2016, 11:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER