google-site-verification: googlea7c4f05a10078e93.html

MHP'li Tor Meclis Kürsüsünde Konuşma yaptı

MHP Kahramanmaraş milletvekili Fahrettin Oğuz Tor, 2017 yılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldı.

MHP'li Tor Meclis Kürsüsünde Konuşma yaptı
Milletvekili konuşması şöyle;

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 645,1 milyar TL büyüklükteki bütçenin, 2017 bütçesinin işsizimize iş, hastalarımıza şifa, borçlularımıza ödeme kolaylığına, darda kalan vatandaşlarımıza geçim kolaylığına vesile olmasını; yine, terörün son bulmasına, milletimizin birlik ve beraberliğine, yolsuzluğun, israfın önlenmesine, atanamayan öğretmenlerimize atama fırsatı vermesine, özürlü vatandaşlarımız için yaşanabilir bir dünyaya vesile olmasını; kısaca, yapılacak harcamaların hayra vesile olmasını gönülden diliyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce, başlangıç kısmında biraz gerilere giderek kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. 1999-2002 yani 57'nci Hükûmet döneminde kara deliklerin -fon ve döner sermaye gibi- kapatılması gibi sıkı maliye politikalarıyla, bankacılık sistemiyle, sosyal güvenlik sistemiyle, terörle ilgili yapısal düzenlemeler ülkemizin geleceğinde birçok alanda çok büyük katkılar sağlamıştır. Bu düzenlemeler yapılmamış olsaydı bugün Türkiye'nin ayakları üzerinde durması mümkün olamayacaktı. Bu sebeple, AKP iktidarının bu düzenlemeleri görmesi ve takdir etmesi gerekir.

Burada, hemen hemen sıfırlanan terör konusuna çok detaylı girmeyeceğim ama dünün Türkiye'sinde Sabancı suikastı unutulmamalıdır. Türkiye'nin en korunaklı binasının 25'inci katında Türkiye'nin en önde gelen iş adamı katledildi. Ne zaman? 9 Ocak 1996'da. Emir nereden verildi? Cezaevinden verildi. F tipi cezaevi uygulamasıyla cezaevleri bir eğitim merkezi hâlinden çıkarılmıştır. Bunu 57'nci Hükûmet yapmıştır.

Bankalar batmıyorsa, sebeplerini söylemeyeceğim, sizler biliyorsunuz. Bugün, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Türkiye'nin en önemli kurumlarından biridir.

Toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren, o günün şartlarında büyük siyasi riskler taşıyan, hatırlarsak sosyal tarafların "mezarda emeklilik" diye şiddetle karşı çıktığı sosyal güvenlik sistemiyle ilgili reforma uzun uzun değinmeyeceğim ama hakkın teslim edilmesi gereken bir gerçek var ki toplumun tüm kesimlerini karşısına alarak her türlü siyasi riske rağmen yapılan sosyal güvenlikle ilgili düzenleme yapılmamış olsaydı aktüeryal denge daha da bozulacak, sosyal güvenlik sistemine aktarılan meblağlar katbekat artacak, sistem sürdürülemez hâle gelecekti. SGK 2008 yılında 25,9 milyar finansman açığı vermiştir, 2008 yılında hazine yardımı 35 milyar TL'dir, 2015 yılında finansman açığı 11.9 milyar olarak gerçekleşmiştir, Sayıştay rakamlarına göre aynı yıl hazine tarafından 79 milyar yardım yapılmıştır. 2017'de dar anlamda hazine SGK'ya doğrudan 21,6 milyar TL destek sağlayacaktır, geniş açıdan baktığımızda ise sisteme transfer edilecek meblağ 116,6 milyar TL'dir. Adı ne olursa olsun, doğrudan veya dolaylı olarak sosyal güvenlik sistemine yapılacak transfer miktarı 116 milyar TL'dir. Geçmiş 57'nci Hükûmet zamanında önleyici tedbirler alınmamış olsaydı yapılacak transfer belki de 200-300 milyar liraları bulacaktı. Her şey bir tarafa, saydığım bu sebepler nedeniyle AKP'nin, AKP Hükûmetinin 57'nci Hükûmete birçok yönden minnet borcu vardır, tarih bunlara şahittir. Sizlerin de güzel icraatlarınız gelecekte mutlaka hayırla yâd edilecektir.

Değerli arkadaşlar, 2002 itibarıyla aktif pasif dengesi 2,04 iken 2005'te 1,92'ye düşmüş, 2008'de 1,87 olmuştur, 2016 yılı Ağustos ayı itibarıyla oran maalesef 1,87'dir yani 2002'nin çok gerisindedir. Az sonra açıklayacağım üzere istihdamdaki azalmalar dikkate alındığında aktif pasif oranının yıl sonu itibarıyla 1,87'nin de altına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Burada en

önemli faktör kayıtlı aktif çalışan sigortalı sayısının yeterince artırılamamasıdır. Aktif sigortalı sayısı 2005 itibarıyla 13 milyon mertebesindeyken 2016 sekizinci ay itibarıyla 20 milyon mertebesine yükselmiştir, artış yüzde 55'tir. Pasif sigortalı sayısı 6,8 milyondan 10,9 milyona yükselmiştir aynı dönemde, pasif sigortalı sayısındaki artış yüzde 60'tır. Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Pasif sigortalı sayısını azaltmaya yönelik tedbirler beklenen neticeyi vermemiştir. Makul bir aktüeryal denge için öncelikle yapılması gereken kayıtlı aktif sigortalı sayısını artırmak, prim tabanını genişletmektir, bunun da yolu kayıt dışılıkla etkin mücadeledir.

Değerli milletvekilleri, hiç şüphe yok ki ülkemizin, çalışma hayatımızın, sosyal güvenlik sisteminin çok sayıda önemli problemleri vardır. Bunlardan birincisi bana göre kayıt dışı istihdamdır, kanayan bir yaradır. Hiç sigortalı göstermeme, sigortalı gün ve prime esas kazancı eksik gösterme şeklinde kendini gösteren kayıt dışılık bugün Türkiye ekonomisinin 1/3'ü kadardır. Özellikle vurgulamak isterim ki çalışan kadınlarımızda bu oran yüzde 50'ye yakındır. Diyebilirim ki merdiven altı tabir edilen işlerde çalışanlarda bu oran yüzde 50'lerin de çok çok üstündedir. Geçen süre içerisinde bu alanda da göreli bir başarı sağlanamamıştır. Türkiye bu kronik hastalığı yenmediği müddetçe kim ne derse desin işsizliği yenmemiz, bütçe açıklarını, sosyal güvenliğin finansman açıklarını kapatmamız mümkün değildir, kısaca refaha yolculuğun başlangıcı kayıt dışının azalmasından geçmektedir.

Değerli milletvekilleri, işsizlik kanayan yara olmaya devam etmektedir. Bugün yüzde 11,3'le rekor kıran işsizlik, yeni rekorlara hazırdır. Bakınız, SGK'nın resmî istatistiklerine göre Aralık 2015 tarihinden Eylül 2016 arasındaki on aylık dönemde aktif sigortalı sayısındaki azalma 316 bindir. 316 bini ortalama olarak 3'le çarparsak bu 1 milyon kişiye karşılık gelir. Şunu söylemek istiyorum: On ay içinde işini kaybedenden dolayı 1 milyon kişi muhtaç hâle gelmiştir, tablo çok kötüdür.

Değerli arkadaşlar, mayıs-haziran ayları turizmin en canlı olduğu aylardır. Buna rağmen, sigortalı istihdamında, Haziran 2016'dan eylül ayına gelinceye kadar istihdamda yaklaşık 500 bine yakın eksilme olmuştur. Emek yoğun bu sektörde mevsimlik çalışma süreleri ekim sonu itibarıyla sona ermektedir. Kasım istatistikleri, aralık istatistikleri yayınlandığında göreceğiz sadece turizm sektöründen kaynaklanan istihdamdaki azalma 1 milyondan aşağı olmayacaktır, muhtaç hâle gelen kişi sayısı da 2-3 milyon artacaktır.

Değerli milletvekilleri, önlenemeyen iş kazaları her gün can almaya devam etmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu vefat edenlerin hak sahiplerinin sayısı 2005 yılında 73 bin civarında iken, 2016 Ağustos itibarıyla, yani sekiz aylık dönemde bu 86 bine yükselmiştir. Bir ayda ortalama olarak hak sahibi sayısında 11 bin artış olmaktadır, 2016 sonu itibarıyla bu sayı 130 binleri bulacaktır. Bu, 2016 yılında 130 bin kişinin dul, öksüz ve yetim kalacağını göstermektedir. Bu, büyük bir toplumsal yaradır. İş kazalarında 11 yıldaki artış yüzde 76'dır. Hükûmetin, bu önemli problemde de karnesi maalesef zayıftır.

BAĞ-KUR'lu ciddi ödeme güçlüğü içerisindedir. 2015 Aralık ayından 2016 Eylül ayına gelinceye kadar zorunlu BAĞ-KUR'lu sayısı 140 bin küsur azalmıştır. Olaya 2005 yılı itibarıyla bakarsak, zorunlu BAĞ-KUR'lulardaki azalma 347 bin küsurdur. BAĞ-KUR'lu sayısının son bir yılda 140 bin azalması esnafın durumunun içler acısı hâlini yansıtmaktadır. Bugün seçim çevrem Elbistan'dan bir esnafımızın talebini iletmek isterim Sayın Bakanım. Kardeşimiz yirmi beş yıl prim ödemiş, vergi ödemiş ama yaş haddi nedeniyle emekli olamıyor.

Talebi, bundan sonra prim ödememektir, zaten ödeyememektedir. Ben kendilerine "Devletimizin paraya şiddetle ihtiyacı var." dediğimde, esnafımız aynen şunu söylüyor Sayın Bakanım: "Kapılarında 10'a yakın uçak var, 75 milyon dolara uçak almasınlar." Yani esnafımız size israfın haram olduğunu hatırlatıyor Sayın Bakanım. Siz esnafın borcunu yapılandırsanız da en fazla bir iki taksit ödeyebilecek, sonra ödeyemeyecektir, dün olduğu gibi, yapılandırması bozulacaktır. Zira, gerçekten, esnafın durumu fevkalade kötüdür.

Başbakan düzeyinde söz verildiği hâlde taşeron işçiler, her gün, verilen sözün ne zaman yerine getirileceğini beklemektedir. Hemen hemen her gün taşeron işçileri telefonla durumlarını sormaktadırlar. Verecek cevap bulamamakla beraber, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının sıradan bir insan olmadığını, verilen sözlerin arkasında duracaklarını, verilen söze güvenmeleri gerektiğini, sabretmelerini tavsiye ediyoruz. Bununla beraber, konunun bir an önce açıklığa kavuşturulması, taşeron işçilere kadro verilmeyecek ise bunun da deklare edilmesi, insanımızın ümitle bekletilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Önemli bir diğer konu da geçici işçilerdir. Kamuda mevsimlik olarak çalışan bu kardeşlerimiz çalışma süreleri nedeniyle emekli olamamakta veya çok zor emekli olmaktadırlar. Bunların da durumu yeniden ele alınarak ya kadroya geçirilmelidirler, olmayacaksa çalışma süreleri uzatılmalıdır.

Birçok defa söz verildiği hâlde emeklilere ödenecek, yine söz verilen promosyon yılan hikâyesine dönmüştür. Taşeron işçilerde olduğu gibi, promosyon verilecekse verin, verilmeyecekse "Vermeyeceğiz." deyin.

Yaşa takılan binlerce insan dört gözle düzenleme beklemektedir. Yaşa takılanlar için bir ara formül üzerinde çalışılması, kısmi ödeme şeklinde bir düzenleme yapılması, zorunlu olarak işten ayrılanlar için kısmi bir rahatlama sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, 65'inci Hükûmet Programı'nda Sayın Başbakan, aynen "Prim yapılandırmalarını ekonomik kriz ve doğal afet gibi istisnai hâller dışında uygulamayacağız." diyor. Sayın Başbakan ne oldu, ülkede doğal afet mi oldu? Cevabını ben vereyim: Ülkede doğal afet yok. Doğal afet olmadığına göre, siz ekonomik kriz olduğunu kabul etmiş oluyorsunuz demektir.

En son yapılandırma Aralık 2014 tarihinde uygulamaya girdi. Bu yapılandırmanın süresi otuz altı aydı, yapılandırma 2018 yılının sonunda yani Aralıkta sona erecekti. Üzerinden yirmi dört ay bile geçmeden yeni bir yapılandırmayla karşı karşıya kaldık. Tekrar başa dönüyorum. "İstisnai hâller dışında uygulamayacağız." dediğiniz yapılandırmanın biri bitmeden diğerini getirerek tarihî rekor kırdınız. Yapılandırma bir tarafa, prim tavanını da yükselttiniz. Bunlar hayırlı işler değildir, iyiye gidişi göstermemektedir. Ülkede doğal afet olmadığına göre herhâlde ekonomik kriz var ki, yapılandırmada bu kadar acele ettiniz. Gidin Siteler esnafını, Ulus esnafını, İzmir Caddesi, Kızılay, Yenimahalle esnafını gezin; esnaf siftah yapmadan kepenk kapatmaktadır. Ankara'nın göbeği İzmir Caddesi'nde yılda 3-4 defa el değiştiren dükkânlar vardır, kiralık ilanları bunun ispatıdır. Ne kadar yapılandırırsanız yapılandırın, çare bu değildir. 3-4'üncü taksitlerden sonra çare olmadığını da hep birlikte göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, prim tavanının 1 puan artırılması yanlış olmuştur. Oradan 1-2 milyar TL gelir elde edebilirsiniz ama siz yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz, yapmamanız gerekeni yapıyorsunuz; kayıt altında prime esas kazancını, helalinden, son kuruşuna kadar bildirenlerin üzerine gidiyorsunuz. Bu ne kadar hak, bu ne kadar adaletle bağdaşır? Siz bu şekilde mi kayıt dışıyla mücadele edeceksiniz? Böyle, kayıt dışıyla mücadele olmaz. Siz bu şekilde, haksız rekabetin de önünü açıyorsunuz. Bu, korkarım ki, kayıt altındakileri de kayıt dışına iten bir politikadır. Bu ülkede namuslu olmak, dürüst olmak cezalandırılmamalıdır; bu apaçık bir cezadır.

Değerli milletvekilleri, burada uzun uzun anlatmayacağım. Zira, bu soruyu, geçen yıl da bu yıl da Plan ve Bütçe Komisyonunda sordum, tartışıldı, konuşuldu. Ona biraz sonra geleceğim ama burada daha önce dile getirmek istediğim bir konu var. Plan ve Bütçe Komisyonunda arkadaşlarımız sordu, Sayın Bakanımızın, özellikle, şehitler arasında ayrım yapılmasıyla ilgili olarak "15 Temmuz şehitleriyle diğer şehitlerimiz arasında bir fark olmalı mı, olmamalı mı? Belki bu, hakikaten, vicdanen tartışılması zor bir konu, zorlandığımı fark ediyorsunuz." şeklinde beyanı oldu. Gerçekten de 15 Temmuz şehitleriyle terör şehitleri arasında ayrım yapmak çok yanlış olmuştur. 15 Temmuz şehitlerine de Allah'tan rahmet diliyorum. Konuyu açmak istemiyorum, nazik bir konu. Takdiriilahi olmakla beraber, 15 Temmuzda kişiler oralara giderken şehitliği asla akıllarından geçirmemiş olabilirler. Oysa, terörde şehit olan asker ve polislerimizin şehit olabilecekleri hep akıllarında olmuştur. Daha dün 44 polis ve sivil vatandaşımızı şehit verdik. Şimdi size, bu kardeşlerimizin yakınlarını 15 Temmuz şehitlerinden nasıl ayrı tutarsınız diye soruyorum.

Sayın Bakan, bir, terör nedeniyle yaralanan kamu görevlilerinden aylık bağlanamayanlara, terör nedeniyle yaralanan erbaş, er ve koruculardan aylık bağlanamayanlara, terör nedeniyle yaralanan sivil vatandaşlardan aylık bağlanamayanlara istihdam hakkı, eğitim öğretim yardımı ve ek ödeme, faizsiz konut kredisi, ücretsiz seyahat hakkı, elektrik-su indirimi, prim borçlarının silinmesi hakkı var mıdır, yok mudur? Soruları çoğaltabilirim. 15 Temmuz darbe şehitleri de bizim şehitlerimizdir, terör şehitleri de, ayırmak doğru değildir, devletimiz aciz de değildir. Zor şartlarda, dağ tepe demeden, yurt içi yurt dışı demeden yerine göre aç susuz kalarak, canla başla çarpışarak şehit düşenlerin yakınlarını incitmemek gerektiğini söylüyor, yanlıştan dönüleceğini ümit ediyorum.

Sayın Bakan, Anayasa Mahkemesinin kararından sonra, yol yordam bilenler otuz yıldan fazla çalışma süreleri için ikramiyelerini aldılar. Geride kalanlar garip gurebalardır. Yasanın bir an önce Meclis gündemine getirilmesi lazım. Ancak, yasayı komisyondan geldiği şekliyle Genel Kurula getirmeniz emeklilerimizin beklentilerini karşılamayacaktır. Açıkça söylüyorum: Yani, siz bu durumda olan eski tarihte emekli olanlara 10 lira, 20 lira veya 10 kuruş, 20 kuruş emekli ikramiyesi ödeyeceksiniz hiç getirmeyin daha iyi diyorum. Bakınız, bir dosya kurumda 4 defa elden geçmektedir, kurumun işini o kadar artırmaktadır. Ayrıca, vekâlet ücreti, dava masrafları... Bu bir an önce Meclis gündemine gelseydi devlet bunca milyonlarca lirayı da tasarruf edecekti diyorum.

Sayın Bakan, işsizlik sigortasında önemli büyüklükte birikim olduğunu biliyorum. Sanıyorum 100, 102 milyar civarında bir meblağ var. İşsizlik sigortasından yararlananlar bakımından yararlanma süresinin ve miktarının artırılması hem istifade edenler açısından hem de talep yaratacağı, vergisi tekrar devlete döneceği için kriz ortamında ekonomiye cüzi de olsa bir katkı sağlayacaktır, artırılması uygun olacaktır diyorum.

Bir yanlış husus da, ihraç edilen memurun birleştirilmiş hizmetleri varsa ikramiye ödenmemesidir. Konuyla ilgili 5434 sayılı Yasa'nın 89'uncu maddesi 2012 yılında değişmiştir, keşke değişmesiydi. Zira, önceki uygulama daha adaletliydi. Değişen şekliyle, kırk yıl memurluk yapmış, ihraç olmuş bir memur ikramiye alıyor ama aynı şartlarda ancak bir gün sigortası veya BAĞ-KUR'u varsa ikramiye alamıyor. Aynı durumda olan 2 kişiden 1'inin sigortalı veya BAĞ-KUR'lu olması aleyhine bir durum oluşturmamalıdır, bu kişiyi 2 defa cezalandırmış oluyorsunuz. Hakça olmayan bu düzenlemenin kaldırılması, mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini, yasanın eski hâline getirilmesinin daha adil olacağını düşünüyorum.

Sayın Bakan, burada, geçen yıl komisyonda dile getirdiğim bir konuyu, şüpheli alacaklar hesabını tekrar dikkatinize sunmak istiyorum. Bakınız, 2011'de -küsuratları söylemiyorum- 11 milyara, 2012'de 16 milyara, 2013 yılında 19 milyara yükselmiş. 2014 yılında bu 1,2 milyara düşmüş. Bana bir cevap verdiler, cevabı sabahleyin elime geçti. Burada, bu paraların prim hesabında olduğu söyleniyor. Bu yanlıştır, bu tamamen yanlıştır. Varsa bilançolarda gözükmesi lazım, bilançolarda gözükmüyor. Oysa yapılması gereken bunun inceletilmesiydi, bir müfettiş marifetiyle bunun sebeplerinin ortaya konmasıydı. O zaman, Sayıştayın söylediği gibi, sizin muhasebe sisteminiz hepten berbattır, bunu açıkça söylüyorum, rezil durumdadır.

Bakınız, zaman aşımına giren alacaklar var. Zaman aşımıyla ilgili bilançolarınızda tek kalem gözükmüyor. Oysa, biliyorum ki zaman aşımına girmiş çok ciddi meblağlar var. Üniteler dökülüyor.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; şimdi size Ankara'da bir taşra teşkilatından örnek vereceğim. Bu taşra teşkilatında 50 bin civarında işveren dosyası var, 50 bin. 2002 yılından günümüze kadar geçen süre içerisinde bu önemli merkeze tayin edilen müdür sayısı 8'dir Sayın Bakan. Vekâletle geçen süreleri çıkardığınız zaman, her müdürün görev süresi ortalama hemen hemen bir yıl sürüyor. Ben, bu müdürlerin ehil olduğunu, kıdemli olduğunu söylemiyorum, onları geçiyorum. Allah rızası için, getiriyorsanız bu teknik ünitede bir müdür üç yıl, dört yıl, beş yıl kalsın.

Bakınız, hakikaten çok kötü durumdadır. Öyle müdürler var ki -bunu Komisyonda da söyledim, Genel Kurulun huzurunda da söylüyorum- getirdiğiniz müdürler arasında işveren hesabı carisini dahi öğrenemeyen müdürler vardır, işveren hesabı carisini. İşveren dosyası ile icra dosyasının farklı olduğunu bilmeyen müdürler var Sayın Bakan, acı ama gerçektir. Memurdan daire başkanı olmaz.

Sayın Bakanım, şimdi, hepiniz biliyorsunuz, ben de biliyorum, ben de Bakanlığınızın bir mensubu olarak söylüyorum. Memur, servis dahi yönetmemiş, siz kalkıyorsunuz daire başkanı yapıyorsunuz. Öz geçmişlerini inceleyin, emin olun, samimiyetle söylüyorum, siz çok üzüleceksiniz. Birçok bakan gördük biz Çalışma Bakanı, hepsi geldi geçti, siz de gelip geçersiniz. Ama ben diyorum ki, iz bırakın Sayın Bakanım, iz bırakın. İşi ehline verin. Bakın, kurumda heyecan dip yapmıştır, bunu açıkça söylüyorum.

Şimdi, başka bir konu. Tabii, çok konu var, çalışma hayatımızın çok büyük problemleri var. Bir de merkezden örnek vermek istiyorum. Sayın Bakanım: Acı ama gerçek. Bugün,

Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü kurumun hem sigorta hem sağlık hem diğer yazılımlarını yapıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu Türkiye'nin en çok tıklanan bilgisayar sistemine sahiptir. Anlaşmalı eczaneler, hastaneler; işverenler, muhasebeciler, milyonlarca tıklanıyor bir günde. Bakınız, sizin buraya atadığınız daire başkanlarını söylemiyorum. Atadığınızı dışarıdan getiriyorsunuz. İçeriden yetişse yine zararı yok. İyi kötü tozunu yalamıştır, işi öğrenir diyeceğiz ama dışarıdan...

Şimdi, bu genel müdürlük o kadar önemli bir genel müdürlük ki, siz buraya ilahiyatçı birini genel müdür olarak atadınız Sayın Bakanım. Bak, biz bu ülkeyi seviyoruz, bu ülkeye yazık ediyorsunuz. Sosyal Güvenlik Kurumunun işlerini bilmeyen... Ben daire başkanlarına geçmiyorum, Allah rızası için tek tek inceleyin bunları. Yazık oluyor.

Bakın, bu kurum 116 milyar hazineden transfer alıyor, 116 milyar çok büyük bir paradır. Buraya ehil kişileri getirin. Yaptığınız atama ne hizmetin gereğiyle ne de kamu yararıyla bağdaşmamaktadır. Ben diyorum ki, bunda vebal vardır, açık ve net. Yüce Mevla buyuruyor: "İşi ehline verin, adaletle hükmedin." diyor. Burada işi ehline verme yoktur, adaletle hükmetme yoktur, hepimizin hakkını yiyorsunuz. Kıdemli insanlarımızı, sicili temiz insanlarımızı göreve getirmediniz. Göreve getirdiğiniz kişilerde ehliyet, liyakat, sicil aramadınız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Şefi il müdürü yaptınız -şeflik sınavını özür diliyorum- şeflik sınavını kazanamayanı il müdürü yaptınız, binlerce insanın hakkını yediniz, bu insanların hakkıyla ödeşemeyeceksiniz, hakkını asla ödeyemeyeceksiniz. Daha da önemlisi, beni ilgilendiren konu da kurumda heyecan kalmamıştır, yazık olmuştur.

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2016, 15:14
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER