Paramız Yok Diye Sızlanmak Yerine…

Bilgi doğru mudur emin değilim ama bize öğretilenlere göre tarihte ilk parayı Lidyalılar bastı. O zamanlar para ile ne işleri olduğu meselesi hep tartışma konusu olsa da adamlar yapmışlar yapacaklarını. Para denen bu illet bizden sonraki nesilleri ne hale getirir hiç düşünmemişler.

Zaman zaman para yüzünden sağlığı bozulmuş ekonomik ortamlarda yaşamak zorunda kalıyoruz ya, işte o zamanlar derdimize deva olacak doktor telaşına düşüyoruz. Yanımızda taşıma kolaylığından dolayı değişim aracı olarak kullandığımız para neden bu kadar sıkıntıya sebep oluyor üzerinde uzun uzun düşünmek lazım. Ülkemiz yıllar önce Kemal Derviş adında bir zat-ı muhteremle tanıştırıldı. Birçok kesim tarafından şüphe ile bakılan bu adam o günün şartlarında ülke ekonomisini tedavi etmekle görevlendirilmişti. Kendince bir sürü reçete hazırladı, koruyucu önlemler aldı, mevcut siyasi iktidarın ve ortaklarının başını yedi, şekerpancarı üreticisinden, tütün üreticisine kadar birçok kesime baldıran zehrini içirdi içirmesine amma tedaviyi yapanların bile ummadığı bir şekilde hasta ayağa kalktı. En azından ateş düşürüldü, hasta rahat nefes almaya başladı. Yıllarca süren tedavinin ardından Avrupa ülkelerinde baş gösteren ekonomik krizin etkisi, uygulanan reçetelerin bünyede oluşturduğu tahribat, ilaçların bünyede bağışıklık kazanması, kalıcı tedavi yöntemleri geliştirmek yerine ilaçların dozajının artırılması neticesinde iyi olmayı umarken yeni bir tedaviye başlamanın şart olduğu döneme geldik. Bir önceki nekahat dönemini iyi değerlendiremedik. Vücudumuza iyi bakamadık. Organlarımızın bize anlatmaya çalıştığını yanlış anladık. Belki 2000 yılındaki hastalığımız aynen nüksetmedi ama şimdiki halimizde pek iç açıcı değil.

Sanayicilerin, bakanlıkların, belediyelerin, futbol kulüplerinin, esnafın, işçinin, memurun ortak sorunu ‘’Para yok’’ Günümüz ekonomik sistemlerinin ana unsuru olan paraya değerini veren şey paranın kıt olduğu gerçeğidir. Bu gerçeklik bilindiği halde çok büyük ve dayanıklı bildiğimiz şirketlerde bile nakit akışı bozuldu. Yapılan yasal düzenlemeler bu şirketlerin borçları yapılandırılarak nefes almaları sağlandı. Böylece bu şirketlerin faaliyetlerine devam edip hastalığın tabana yayılmasının önü kesildi. Bir şekilde koruyucu hekimlik uygulaması gerçekleştirildi. Maazallah üretim iyiden iyiye azalacak işsizlik daha da artacaktı.

Bir de 31 Mart yerel seçimlerinden sonra seçilen tüm belediye başkanlarından ‘’paramız yok’’ feryadını duymaya başladık. Bizim bildiğimiz belediyeler hiçbir zaman para bolluğu yaşamadılar. Kaynaklar kıt, ihtiyaçlar fazla idi. Kıt kaynakları kim nasıl tüketti ise hesap sormak yerine dert yanan başkanları izler olduk. Belediyelerin borçları ne kadar fazla olursa olsun işinin ehli olan başkan vatandaşına hizmet eder. Bu borçlar her dönem oldu olmaya da devam edecek. Vatandaş olarak diyoruz ki ; ‘’durmak yok yola devam’’ başkanlarımıza Allah kolaylık versin.

Sadece vatandaşların bankalara olan ihtiyaç kredisi ve kredi kartları borç toplamının 521 milyar lira seviyelerinde olduğunu düşünürsek hal-i pürmelalimiz ortaya çıkar.

‘’Paramız yok’’ diye sızlanan kesimlerden biri de spor kulüpleri malumunuz olduğu üzere kulüplerimiz bu günlerde transfer telaşında. Birçoğumuzun hayal sınırlarını zorlayan rakamlar ile futbolcular kulüp değiştiriyor veya yeni mukavele imzalıyor. Genel ekonomimizdeki üretimin yetersizliği konusu bu alanda da kendini gösteriyor. Yerli ve milli kavramının hiç uğramadığı semtlerden biridir bu alan. Yıllardır büyük bildiğimiz kulüpler oyuncu yetiştirmek yerine ya yurtdışında yetişen Türk çocuklarını devşirdiler ya da doğrudan yabancı futbolcu alıp yüksek meblağlı kontratlar yaptılar. Futbolda ‘’atanın ve tutanın iyi olacak’’ diye bir deyim vardır. Biz kendi çocuklarımızdan maalesef bu konuda yeterince faydalanamadık.  Futbol takımları da tıpkı siyasette olduğu gibi merkez orta sahaya oyuncu arıyor. Bulabildiler mi veya bir ümit var mı? Düşünmek gerek. Koskoca Fenerbahçe merkez orta saha diye geçen sezon nadasa bıraktığı Ozan Tufan’a sarılıyor.. Galatasaray geçen yıl orijinal bir ‘’KABAK’’ yetiştirdi ama onu da ben yemeyeceğim sen ye diye bir miktar ücret mukabilinde Almanlara ikram etti. Son dönemde en doğru uygulanabilir üretim tekniğini Trabzon spor hayata geçirdi. Belki de imkansızlıkların verdiği bir gayret ile kendi yetiştirdikleri oyuncular ile bayağı bir yol aldılar. Yerli üretim olmadan zirveyi almak ya da zorlamak bu ülke insanına tat vermediği gibi ülke kaynaklarının yabancılar için seferber edilmesi manasına gelir. Şartlar Türkiye Bankalar Birliği ile Futbol kulüplerini banka borçlarının yapılandırılması için anlaşmaya zorladı. Yapılan protokol ile Bankalar alacaklarından taviz vermeden borç vadelerini uzatmaya başladı. Kulüpler denetlenmez ve yöneticilerden hesap sorulmaz ise bu yapılandırma hiçbir şeye yaramaz. Takımlar kendi yağı ile kavrulmadıktan sonra ne yaparsanız yapın nafile bataklık büyümeye devam edecek. Kimse şunu aklından çıkarmasın devir ‘’uyanık Kayserili tüccar’’ devri değil.  Erciyes dağındaki karın erimesini borç ödeme vadesi olarak kabul edecek bir finans sektörü artık yok. Meydanda at koşturanlar baltalı ilah ‘’zagor’’ misali kendini yenilmez görüyor. Hele hele ülkemizde faaliyet gösteren bankaların çoğunun yabancı yatırımcılar olduğunu düşünürsek gelecek takımlar adına pek aydınlık değil kendimize yeni takımlar bulmak zorunda kalabiliriz.

Nasıl ki balıklar içinde rahat rahat yüzdükleri suyun değerini sudan çıkınca anlıyorsa insanlarda paranın değerini olmadığı zaman daha iyi kavrıyor. Var olduğunda hizmete, yatırıma dönüşmeyen paranın ardından ahlar vahlar çekmek basiret olamaz. Israrın, talanın olduğu yerde başarı elbette olmaz. Doğru projeler ve doğru akılla daha az para harcanarak insanların hoşuna giden işlerin yapılması elbette mümkündür.

Mesele Proje…

YORUM EKLE