google-site-verification: googlea7c4f05a10078e93.html

Yediğimiz Gıdalar GDO’lu mu?

Gerek yazılı gerekse de görsel basında gündemimizden düşmeyen bir konu. “Yediğimiz ürünler GDO’lu mu, GDO’suz mu?” İşin uzmanı olan da olmayan da bu soruyu yanıtlayıp, kafalarımızı karıştırıp duruyorlar. Neticede tedirgin oluyoruz.

Yediğimiz Gıdalar GDO’lu mu?
 Bizde Tarımsal Öğretimin 171. Yıldönümünde, Türkiye’de Milli Tarım Politikası nasıl? GDO nedir? Hangi Gıdalar GDO’lu? İnsan sağlığına zararlı mıdır? Gibi merak ettiğimiz soruların yanıtını aradık ve işin uzmanına sorduk.

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ziya Dumlupınar’la Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve Milli Tarım Politikasını konuştuk.

Yrd. Doç. Dr. Dumlupınar ile gerçekleştirdiğimiz ve önemli açıklamalarda bulunduğu bu söyleşiyi siz değerli okuyucularımızla aynen paylaşıyoruz.

Öncelikle Sayın Hocamızı sizi okurlarımıza kısaca tanıtmak istiyorum.

Yrd. Doç. Dr. Ziya Dumlupınar, 1979 yılında Elbistan ilçemizde doğmuş, Elbistan Anadolu Lisesinden 1997 yılında mezun olduktan sonra 1998 yılında girdiği KSÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümünde lisans, yüksek lisans ve doktora öğrenimi tamamlamıştır.  Doktora öğrenimi sırasında Yüksek Öğretim Kurumunun bursuyla 1 yıl süreyle ABD’de araştırmalar yapmıştır. 2012 yılında ise Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümüne Yrd. Doç. Dr. olarak atanmış ve halen bu görevini sürdürmektedir.

Sosyal alanda da oldukça faal olan Dr. Dumlupınar, Türk Ziraat Mühendisleri Birliği Kahramanmaraş İl Temsilciliği, Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyeliği ve Üst Kurul Delegeliği, Türk Ocağı Yönetim Kurulu Üyeliği ve KAPAM 2. Başkanlığı görevlerinin yanı sıra gazetemizde de köşe yazarlığı yapmaktadır.

Sayın hocam tekrar hoş geldiniz dedikten sonra, ilk olarak Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar veya Bitkiler hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Neşe Hanım öncelikle başarılı çalışmalarınızdan dolayı sizi kutlamak istiyorum. Gerçekten yaptığınız haberleri ve köşe yazılarınızı büyük bir beğeni ile takip ediyorum.

Sorunuza gelince, genetiği değiştirilmiş bitkiler dediğimiz zaman, bir canlı türüne başka bir türden DNA veya gen aktarılması anlaşılması gerekmektedir. Yani normalde o canlının DNA yapısında bulunmayan yabancı bir DNA dizisinin biyoteknolojik yöntemlerle o organizmaya aktarılmasıdır. Dünyada birçok bitkide bu çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle kültür bitkilerine yabancı otlara ve zararlılara karşı dayanıklılık kazandırmak için bu çalışmalar yoğun olarak sürdürülmektedir. Dünyada tarımı yapılan GDO’lu bitkilerin başında, Mısır, Soya, Pamuk ve Kolza gelmektedir. Dünyada en çok GDO’lu bitki tarımı yapılan ülkelerin başında da ABD gelmektedir. ABD’de yapılan mısır tarımının % 90’dan fazlası GDO’lu iken bu oran soya bitkisinde çok daha fazladır. Dünya’da üretimi yapılan mısır bitkisinin ise % 30’u GDO’ludur.

Peki hocam, Türkiye’de GDO’lu bitki üretimi var mıdır? GDO’nun sağlığımız açısından zararları nelerdir?

Hemen söyleyeyim, Avrupa Birliğinde olduğu gibi ülkemizde de bir ürünün biyoteknolojik yöntemlerle genetiği binde 9 değiştirilmiş ise bu ürünün tarımına müsaade edilmemektedir.

Ülkemiz 2000 yılında imzalanan ve 2003 yılında yürürlüğü giren Dünya’da 163 ülke tarafından imzalanan, Biyoteknolojik Yöntemlerle Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların, Kullanımı ve Taşınımının İnsan Sağlığı ve Biyolojik Çeşitliliğe Olabilecek Yan Etkileri için tedbir alınmasını amaçlayan Cartegena Biyogüvenlik Protokolüne taraftır.

2010 yılında da ülkemizde Biyogüvenlik Kanunu çıkarılmış ve bu kanuna göre de Biyogüvenlik Kurulu oluşturulmuştur. Bu kurul GDO denetimini ve izinlerini vermektedir. Biyogüvenlik Kurulu tarafından geçen yıl itibariyle Gıda ve Yem amaçlı olarak ithalatına izin verilen 32 GDO’lu ürün veya organizma bulunmaktadır. Bu ürünlerden 17’si Mısır, 3’ü Soya, 6’sı Pamuk, 1’i Şeker Pancarı, 1’i Patates ve 2’si de mikro organizmadır. GDO’lu bitkilerin sağlığımız açısından ispatlanmış herhangi bir sakıncası bugüne kadar ortaya çıkmamıştır. Ancak, insanların yeme alışkanlıkları içerisinde bulunmayan farklı protein üreten gen dizilerinin alerjik olma ihtimali olabilir. Ancak alerji olasılıklar dahilinde insanların her zaman karşılaşabileceği bir durumdur. Yani, 30 yıl rahatlıkla yumurta yiyebilen bir insanın 30 yıldan sonra yumurtaya karşı alerjisi olabilir. Avrupa Birliğinde belirli testlerden geçirildikten sonra izin verilmeye başlanmıştır. Halen 58 GDO’lu ürün hem insan hem de hayvan yemi olarak raflarda bulunmaktadır. Ancak bu ürünlerin etiketlerinde GDO’lu olduğunun belirtilmesi şartı getirilmiştir. Amerika Birleşik Devletlerinde ise GDO’lu ürünlerde etiket şartı kaldırılmıştır.

Hocam söyleşinin başında başlıca GDO’lu ürünleri sayarken Buğdaydan bahsetmediniz oysa ülkemizde özellikle buğday ve ekmek konusunda GDO’lu ürünlerin olduğu ulusal basında sık sık gündeme gelmektedir. Bu konuda sizin fikriniz nedir?

Neşe hanım çok haklısınız, özellikle Ziraat Mühendisliği ile alakası olmayan sözde uzmanlar TV programlarında sık sık boy gösterip buğday ve ekmek konusunda çeşitli açıklamalarda bulunmaktadırlar. Şunu çok net söyleyebilirim ki bu TV şovmenlerinin söylediklerinin tamamı yanlıştır. O kadar çok yanlışları var ki şuan hangisinden başlayacağımı inan bilemiyorum. Kromozom sayısından başlayalım isterseniz, çok ünlü bir tıp doktoru hocamız diyor ki buğdayı “hibritleye hibritleye 49 kromozomlu yaptılar” bir kere şunu çok net söylemek gerek ki tek rakamlı bir kromozoma sahip bir canlı kısırdır. Bu temel bir kuraldır. Ekmeklik Buğdayın kromozom sayısı, 42 makarnalık buğdayın kromozom sayısı ise 28’dir. Buğdayın genomunda bilim insanlarının hiçbir müdahalesi yoktur ve doğada kendiliğinden meydana gelmiş tozlaşmalarla bugün tarımını yaptığımız buğday bitkisi ortaya çıkmıştır. Melezlemelerle üstün özellikli çeşitler geliştirilmiştir ve geliştirilmeye de devam etmektedir. Öte yandan, buğdayda da gen aktarılması çalışmaları elbette yapılmıştır ve yapılmaya devam etmektedir. Dünyada çiftçilerin kullanımına hazır sadece bir tane Buğday çeşidi mevcuttur, o da Monsanto firmasına ait MON-718ØØ-3 kodlu “Roundup Ready™ buğday” yani herbisite dayanıklı genetiği değiştirilmiş bir çeşittir (Monsanto firması geçen yıl Bayer firmasına satılmıştır). Ancak, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı GDO’lu buğday üretimine izin vermediği için bu çeşidin ne Amerika’da ne de dünyanın herhangi bir yerinde üretimi söz konusu değildir.  Amerikan buğday üreticileri de, buğday ihracatlarının % 15’ini oluşturan Avrupa Birliği ve Japonya gibi ülkelerin GDO’lu ürün istememelerinden dolayı GDO’lu buğdaya sıcak bakmamışlardır. Bu konuyla ilgili daha önce de sizin gazetenizde ve sitenizde bir köşe yazısı yazmıştım hatırlarsınız. Okuyucularımız o makalemizi okurlarsa daha ayrıntılı bilgiye ulaşabilirler.

Hocam hibrit dediniz, hibrit ile GDO arasında bir ilişki var mıdır?

Hibrit ile GDO’nun uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Hibrit iki hat veya çeşidin melezlenmesi sonucu elde edilen ilk nesildir. Hibrit tohum teknolojisi melez azmanlığından yararlanarak üstün performanslı çeşitler geliştirerek daha üstün özellikli çeşitlerin geliştirilmesi için kullanılmaktadır. Hibrit tohumlar genetik olarak ta heterozigot yani durulmamış oldukları için Hibrit tohumlardan elde edilmiş tohumların tekrar ekilmesi durumundan iyi neticeler ortaya çıkmayacağı için Hibrit tohumların her yıl yeniden satın alınarak ekilmesi gerekmektedir. İddia edildiği gibi Hibrit tohumlar kısır değildir, sadece performansları düşmektedir.

Son günlerde başta Cumhurbaşkanımız tarafından dile getirilen Milli Tarım Politikası konusunda ne düşünüyorsunuz?

Milli Tarım Politikasının Cumhurbaşkanı ve Başbakan nezdinde dile getirilmesini oldukça önemli buluyorum. Geçenlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Faruk Çelik’in de katıldığı bir programa katıldım, sayın bakanın bu konudaki kararlılığı beni ziyadesiyle mutlu etti.

Milli Tarım Politikası içerisinde bitkisel üretim, hayvansal üretim, tarımsal desteklemeler, tarım havzaları, üretim desenleri, tohumculuk ve daha birçok ayağı bulunan büyük bir proje. Bu projenin içi çok iyi doldurulmalıdır. Alanında uzman kişilerin görüşleri alınarak uzun vadeli plan programların yapılması gerekmektedir.

Ben bu iradeyi sayın bakanda gördüm, kendisi bunu siyaset üstü gördüğünü o nedenle de Milli Tarım Politikası olarak adlandırıldığını belirtti. Bu anlayış ve yaklaşımla bu projenin mutlaka başarılı olacağını düşünüyorum. Ben kendi uzmanlık alanım itibariyle tohumculuk konusunda bir şeyler söylemek isterim. Milli Tarım Politikası kapsamında tohumculuğa büyük önem veriliyor, tohumda dışarıya bağımlı olmamak ve yerli tohumlarımızın üreticilerimize sunulması konusunda, tohum sanayiciler ve üreticileri, Ar-Ge kuruluşlarının önemli ölçüde destekleneceğini düşünüyorum. Sayın bakanın da kamuoyuna ilan ettiği şekliyle 2018 yılından itibaren sertifikalı tohum ekmeyen çiftçilere destek verilmeyecek. Ülkemizde 900 bin ton sertifikalı tohum üretilmektedir ve ihtiyacımız yaklaşık 2.7 milyon tondur. Yani sertifikalı tohum üretimimizi 3 katına çıkarmamız gerekmektedir. Sertifikalı tohumların ekiminin desteklenmesi oldukça önemlidir ancak, bakanlık yetkililerine şu uyarıyı yapmayı bir borç bilirim, özellikle buğday, arpa ve yulaf gibi ülkemiz genetik kaynaklarından olan bitkilere sertifikalı tohum zorunluluğu köy çeşitlerimizi kaybetmemize yol açabilir. Zira, Mısırda, Pamukta, Ayçiçeğinde, Soyada ve diğer bazı bitkilerde zaten ekilişlerin tamamı sertifikalı tohumlarla yapılmaktadır. Düzenlemeler yapılırken bu hususlara da dikkat edilirse oldukça iyi olacağını düşünüyorum. 

Tohumculuğun gelişmesi için Ar-Ge kuruluşlarına verilecek desteğin tohumda dışa bağımlılığı azaltacağını da buradan bir kere daha söylemek istiyorum. Ayrıca, üniversite-kamu-özel sektör işbirliğinin bu işin başarılmasında elzem olduğunu ve bu noktada Türk Tohumculuğuna her türlü katkıyı vermeyi ülkemize bir borç olarak gördüğümü sizin vesilenizle bildirmek isterim.   

Sayın Hocam, bu değerli görüşlerinizi bizimle ve okuyucularımızla ve kamuoyuyla paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ediyorum. Belirttiğiniz gibi Türk Tohumculuğun önümüzdeki yıllarda sizin gibi değerli bilim insanları ya da sizin kendinizi takdim ettiğiniz gibi Bitki Islahçıları sayesinde çok önemli mesafe alacağı aşikâr. Verdiğiniz kıymetli bilgilerle bizleri aydınlattınız. Tekrar teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Neşe hanım bize bu sütunlarda yer verdiğiniz, kamuoyuna kendimizi ifade etme şansı verdiğiniz için ben teşekkür ederim. 

Güncelleme Tarihi: 12 Ocak 2017, 11:55
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER